Van’dan Üç Hikaye

Vatan muhabiri Burak Kara, Van’da barınma mücadelesi veren insanların öyküsünü anlatıyor:

Kışı evlerinin dışında geçirmek zorunda olan insanlar, depremle birlikte gelen yoksulluğun yarattığı travmanın izlerini taşıyor. Vanlılar acıda birleşip, hayallerde bireyselleşiyorlar. Kimi çadırdan kurtulup başını sokabileceği küçük bir ev, kimi ise sadece annesini iyileştirecek bir doktor istiyor… İşte, çadır, konteyner ve hasarlı bir evden üç ayrı hikayede, depremin üzerinden üç ay geçmesine rağmen hâlâ hayata tutunamayan insanların öyküsü…

‘Özürlü kardeşim yürüsün ıslak kömürler yansın’

Mizgin Metin… Çadırın önünde bulaşık yıkarken gördüm. Üstünde ince bir hırka, elleri soğuktan kızarmış… Beni fark edince, “Hoş geldin abi” dedi, endişe dolu ama gülen gözleriyle… “Hoş bulduk, nasılsın” diye sorunca, “Ev işleri işte” dedi ve sohbete başladık. Henüz 12 yaşında, depremle birlikte okul hayatı bitmiş. Özlemle, depremden önce Şehit Kemal İlköğretim Okulu’na gittiğini söylüyor, “Deprem dursa Allah’ın izniyle gitmek istiyorum” diyor ve anlatıyor: “Sallantı başlayınca kardeşlerim ağlamaya başlıyor. Annem ağlamaya başlıyor. Ben ağlamıyorum, kardeşlerime sarılıyorum.” Verilen kömürlerin ıslak olduğunu, bu yüzden yakamadıklarını, sıcacık evlerini çok özlediğini söylüyor. Özürlü bir kardeşine ve annesine doktor istiyor. Depremde evleri oturulamaz hale gelmiş, duvarları çatlamış, bütün eşyaları kırılmış. Kürtçe ‘müjde’ anlamına gelen ismiyle Mizgin, Başbakan’dan bir müjde bekliyor: “Başbakan’dan, verilen kömürlerin yanmasını istiyorum. Bir de kardeşim Suzan özürlü, yürüyemiyor. Onu yürütmesini istiyorum.”

Van’da saray dediğin budur

Üç gün önce Anadolu Konteyner Kent’e taşınan şanslı azınlıktan Sarıtaş ailesinin yanındayım. Şanslılar, çünkü konteyner Van’da ‘saray’ muamelesi görüyor. İki göz oda içinde tuvaleti ve duşu olan, bir odasında Amerikan mutfak bulunan konteynerlerde elektrikli ısıtıcı var. Termosifon 1,5 saatte ısınıyor ve duş alacak hale geliyor. Bu büyük lüks. Zira, soğukta çadır kentin tuvaletine gitmek bile ayrı bir azap! Tahir Sarıtaş: “Çatısı akıyor ama olsun. Biraz aceleye getirmişler, işçilikten kısmışlar. Ama başımızı soktuk buraya. Elektrik kesintisi olunca içerisi buz gibi oluyor. Yemek dağıtımı yok, küçük bir mutfağımız var, kendi yemeğimizi pişiriyoruz. Fakat buzdolabı koyacak yer olmadığı için alışverişi günlük yapmak zorundayız, yoksa bozulur her şey. “

‘Ev başımıza yıkılacak’

Van’ın yoksul ve en çok göç alan mahallelerinden Karşıyaka’dayım. Hayzeren Çiftçi ile karşılaşıyorum. Tek katlı evleri depremde hasar görmüş. Tavan kirişleri kırılmış, duvarlarda derin çatlaklar oluşmuş. Ev tek katlı olunca dışardan bakıp hafif hasarlı raporu verilmiş. Arka bahçede kurdukları kamp çadırı artçı depremlerdeki sığınakları. Hayzeren Hanım hala korkuyor: “İkinci depremde evimiz adeta zıpladı. Yatak odasının duvarı rüzgârda yıkılacak gibi, misafir odasını boşalttık.” Hayzeren Hanım’ın yedi çocuğu var. Büyük kızı üniversitede okuyor. Eşi pazarcı. Pazar kurulmadığı için işsizlikten bunalıma girmiş. Hayzeren Hanım’ın Ağabeyi de depremde ölmüş. Kapısını vurduğum, çadırına gittiğim tüm ailelerin yaşadıkları, Hayzeren Hanım’ın yaşadıklarından farklı değil, bir kez daha görüyorum…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: